İnternet 3G ile birlikte artık her kesime hitap eder duruma geldiği için, sitenizin Mobil yayınınını yapmak isteyebilirsiniz,
Android, iPhone ve Blackberry gibi mobil kullanıcıların arayüz algılamasını açıklamak istiyorum. Mobil web sitesi yönlendirme script arıyorsanız, bu makale faydalı olacaktır.
$_SERVER Sunucu ve işletme ortamı bilgisi (Detaylı Bilgi)
[php]
<?php
echo $_SERVER[‘HTTP_USER_AGENT’];
?>
My Android browser Output:
Mozilla/5.0 (Linux; U; Android 2.1-update1; en-in; HTC_Wildfire_A3333 Build/ERE27) AppleWebKit/530.17 (KHTML, like Gecko) Version/4.0 Mobile Safari
[/php]
user_agent.php
strpos() fonksiyonu bir alt dizgenin ilkinin konumunu bulur. (Detaylı Bilgi) (daha&helliip;)
Tarihten günümüze ders almamız gereken olaylarla doludur. Özellikle Osmanlının her dönemde yardım isteyen ülkelere ilginç yöntemleri vardı. İşte aşağıdaki olayda da Osmanlının Ren nehri kıyısındaki Fransız ve Almanlar arasındaki sorunu nasıl çözdüğünü görecek ve o dönemden şimdiki döneme nasıl gelindiğini hayretler içinde kendi kendinize bir düşünün ve çöküş dönemindeki bir imparatorluk dahi olsa, yardım isteyenlere karşı bir şekilde olsa yardım etmesini okuyacaksınız..
YENİÇERİ KIYAFETLERİ
19.yüzyılda Almanya’nın Mülheim şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.
Fransızlar, her sene nehrin Almanlar’daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. (daha&helliip;)
Video sitesindeki online ziyaretçi sayacını bir kaç kişi daha önce istemişti. Kıl bir adam olduğum için vermemiştim. 🙂 Neyse bugün Kadir diye bir arkadaşım istedi. Ona verdim diğer isteyen arkadaşlara ayıp olmasın diye paylaşıyorum.
Veritabanında aşağıdaki sorguyu çalıştırdıktan sonra aşağıda en alttaki php kodlarını notepad++ ile yeni bir dosya oluşturup içine yapıştırın sonra online.php olarak kayıt edin. Config.php ile aynı klasör içinde olacak şekilde, video sitenizin ana dizinine gönderin. sonra temanızın footer.tpl dosyasını bir editor ile açıp uygun bir yer seçin,
{include_php file=’online.php’} kodunu ekleyin..
Veritabanı
[php]DROP TABLE IF EXISTS `pm_online`;
CREATE TABLE IF NOT EXISTS `pm_online` (
`id` bigint(20) NOT NULL auto_increment,
`timestamp` int(15) NOT NULL default ‘0’,
`ip` varchar(40) NOT NULL default ”,
`file` varchar(100) NOT NULL default ”,
PRIMARY KEY (`id`),
KEY `ip` (`ip`),
KEY `file` (`file`),
KEY `timestamp` (`timestamp`)
) ENGINE=MyISAM DEFAULT CHARSET=utf8 AUTO_INCREMENT=26 ;
[/php]
[audio:http://medya.kursatsenturk.com/Chica_Bomb-Dan_Balan.mp3]
(daha&helliip;)
Hepimiz değişmek isteriz. Yeni yıllarda, doğum günlerinde değişim kararları alırız … Oysa işte acı gerçek değişimi isteriz ama değişmeyi göze alamayız. Değişim korkutucudur. En korkutucu olansa sen olduğun yerde dururken sevdiğin insanın değişmesidir. Bazı şeyler hiç değişmez ya da değiştirmeye gücümüz yetmez. Bazılarıysa hiç beklemediğimiz bir şekilde değişir. Ama hayat değişse de bir şey hiç değişmez, sevdiklerimizin yanında olma ihtiyacı… Bazen seçemediğin kardeşin, bazen sevgilin… Bazen de yitirdiğin arkadaşın… Ve o insanları bir kere bulduğumuzda yanlarından kolay kolay ayrılmayız. Bazen bizi kırmış olsalar bile ..
Bir gün gelir bir gün geçer bazı şeyler hiç ama hiç değişmezmiş ..
28. Temmuz 1910 Zürih doğumlu Eduard Einstein , Albert Einstein ve Mileva Maricìn ikinci oğluydu.Çok duyarlı ve çoğu kez hasta bir çocuktu. 1914´te ailesiyle birlikte Berlin`e taşındı. Berlin´deki yaşam Mileva`nin hoşuna gitmediği için çocuklarıyla birlikte Zürih´e geri döndü. 1919´da Albert Einstein ve Mileva Maric boşandılar.
Zürih´te öğrenimine başlayan Eduard, yüksek zekası ve müziğe olan yeteneği ile ilgi çekti. Ayrılığa rağmen Albert Einstein oğullarını ve eski karısını sürekli ziyaret etti. 1929`da yüksek başarıyla liseyi bitiren Eduard, psikiyatr olma amacıyla tıp eğitimine başladı
1930`da 20 yaşındaki Eduard`a Şizofreni teşhisi konuldu. Öğrenimini yarıda bırakıp Burghölzli Sanatoryumuna yatırıldı.
1933`te yeni karısı Elsa ile Amerika`ya göç eden Albert Einstein, bu hastalığın genetik olduğunu iddia eder. 1933`te son kez ziyaret ettiği oğluyla tüm ilişkileri keser.
1948`de annesinin ölümünden sonra Eduard tamamen Sanatoryumda yaşamaya başlar. 1965`te 55 yaşında ölür.
Vlad III the Impaler Voyvoda III. Vlad, Drakula ya da Kazıklı Voyvoda 1448, 1456-1462 yılları arası ve 1476 yıllarında Eflak beyliğinin voyvodası (prens) idi.
Voyvoda III. Vlad düşmanlarını (özellikle esir aldığı Osmanlı askerlerini) kazıklara çakarak işkenceyle öldürmesiyle tarihe geçmiştir. Sonradan Bram Stoker’ın Drakula romanına ve Drakula filmlerine konu olmuştur.
Osmanlılar’a yenilen Vlad’ın babası onu rehin olarak Osmanlılar’a vermişti. Yaşamının bir kısmını Osmanlılar’ın elinde tutsak olarak yaşadı. Osmanlılar’ın egemenliğini kabul ederek Eflak’ın başına geçti. (daha&helliip;)

Türk nedir diye sorusu üzerine kahraman Türk milleti için Atatürk’ün verdiği cevap bakın nasıl…
“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir. ”
NewYork’taki Özgürlük Heykeli’nin masraflarının bir bölümünün Osmanlılar tarafından ödendiğini biliyor muydunuz? Üstelik heykel Mısır’a dikilecekti!
İşte öyküsü:
Mustafa Reşid Paşa, 23 Kasım 1854 yılında dördüncü kez sadrazamlığa getirildi.
“Fransız Partisi”ne mensup Mısır Valisi Said Paşa, Mustafa Reşid Paşa’dan nefret ediyordu. Süveyş Kanalı Projesi’ni hayata geçirmeyeceğini biliyordu. Bu nedenle bir hafta sonra projeyi imzaladı.
İmzalanan sözleşmenin altında ilginç bir madde vardı:
Kanalın Akdeniz’e açıldığı yere dev bir heykel yapılacaktı. Heykel, firavunlar döneminin giysilerine bürünmüş bir kadın şeklinde olacak ve elinde “Asya’nın ışığının Mısır’dan geldiğini” sembolize eden bir meşale olacaktı!
Heykel, dönemin ünlü heykeltıraşı Frederic Auguste Bartholdi’ye sipariş edildi. Yüklüce avans verildi. Bartholdi işe başladı.
Birkaç sene sonra tamamlanan heykel, Marsilya’dan gemiyle yola çıkacaktı. Ancak Said Paşa ölünce yerine gelen İsmail Paşa, Müslüman bir coğrafyada heykel olmaz diyerek heykeli istemedi.
Süveyş Kanalı, 1869’da dünyanın dört bir tarafından gelen davetlilerin katıldığı büyük ama “heykelsiz” törenlerle açıldı.
Heykeltıraş Bartholdi’nin eseri, Paris’te bir depoya kondu ve tozlanmaya terk edildi.
(daha&helliip;)
Facebook’ta bir arkadaşımın paylaştığı video, beni çocukluk yıllarıma, altımı ıslattığım o masum günlere ışınladı adeta…
O yıllar siyah beyazdı. Herkes Beşiktaşlıydı. Nerede şimdi çocuklara bağlanan Ultra Prima’lar, Huggies’ler… Annelerimiz altımıza naylon muşamba bağlardı. Bu yüzden de altımız sürekli pişik olurdu. Sonrasında un bulanmış hamsi gibi pudranın içinde kalırdık. Yine de o halde sokağa salardı bizi analarımız. Ne park vardı, ne oyun evi, ne de kreş…
Postacı filmlerinin çekildiği zamanlardı. Kapını çalan postacı ya bir banka tebligatı ya da içine fotoğraf iliştirilmiş bir mektup getirirdi. Bir haber alabilmek için bazen haftalarca, bazen aylarca, hatta yıllarca beklerdik. Nerede şimdi olduğu gibi cep telefonları, fiberoptik kablolar, “kotasız” diye yutturulan internet paketleri, GSM operatörleri…
O yıllar, en dürüst kopyaların çekildiği yıllardı. Sınavlarda tüm cevapları bilsen bile, sınıfın en çalışkan öğrencisine saygı gösterir, hepsini çözmezdin. Haksızlık yapmazdık. Nerede şimdi olduğu gibi, yanlış soruyu bile doğru işaretleyebilen kopya çeteleri, sistemin açığını ezbere bilen eğitimli sığırlar…
Ortaokulda okulun en güzel kızına âşık olurdun. Utanırdın, sıkılırdın. Ayıptı çünkü… Yakışık almazdı sevdiğine ilan-ı aşk etmek. O tapılası hatun, bugün olsa Facebook’ta ilişki durumunu haftada üç kez değiştirirdi belki ama o zamanlar aşk ciddi bir şeydi. Haftalık ya da günlük değil, yıllara yayılan bir duyguydu.
Bazen de “verilmiş sadakamız” olurdu… Yıllar sonra karşına çıkardı eski platonik aşkın. Hayat mücadelesinde, kredi kartından biriktirdiği bonuslarıyla, boğum boğum sarkan yağlarıyla, hiçbir boyanın kapatamayacağı kırışıklarıyla, pamuk şekeri gibi bembeyaz saçlarıyla ve birkaç çocuğuyla… Yanında da okulun en hayta, en yontulası odunu: promosyonu!
Gerçek gibi sanki değil mi ?
Efekt değil gerçek , buna uzun pozlama deniliyor. Yaklaşık 1-2 saat süresince fotoğraf makinası çekim yapıyor, gökyüzünde dünyanın dönmesi ile yıldızların izlediği yol bu sayede görülebiliyor… Gayet güzel bir çekim… Profesyonel bir makina + bir tripod ile siz de buna benzer fotoğraflar çekebilirsiniz .
Ben bu fotoğrafa çoook bayıldım…