Bugün yeğenim Emre’nin dişi apse yaptığı için doktora götürdüm, dişçiden dönüşte otobüste bindik, oturduğumuz koltuğun parelelinde yani yan koltukta oturan siyah gözlüklü bir amca ile arkasında duran 30’lu yaşlarda genç adamın konuşmalarına kulak misafiri oldum..
Hatırladığım kadarı ile aynen şunları konuşuyorlardı …
Genç adam: Aski’ye gideceğim de, nerede inmem gerekli?
Siyah gözlüklü amca: Önümüzdeki durakta ineceksiniz. Sağ tarafta mavi bina var orası Aski
Tam o sırada Kazım Karabekir Caddesi üzerinde Havaş otobüslerinin kalktığı yerdeyiz. Otobüs Aski’nin bulunduğu durağa gelince genç adam tam aksi yöne bakıyor ve aynen şunları söyledi.
Genç adam: Burada mavi bina yok yanlış olmasın?
Siyah gözlüklü amca: Görmüyor musun sağ tarafta koskoca mavi bina var..
Genç adam: “Ha tamam” dedi teşekkür edip, otobüsten indi.
Bu diyalogda geçen siyah gözlüklü amca görme engelli biriydi.. Genç arkadaş bunun farkında dahi değil. İhtiyarın arkası dönük olduğu için belki farketmedi ama ihtiyar amcanın engelli olmasına rağmen hafızasının kuvvetli ve adres bilgisinin iyi olması dikkatimi çekti.
“Herkes bakar ama bazıları görür…”
Ankara’da mevsim çoktan ilkbahar yolculuğuna çıkmış,
Bende ise halen sonbahardan kalma fırtına.
Umursamadan, Yıllarca sevgimi ince ince tüketmişsin…
Bir zamanlar yüreğimde adı aşk olan yangın,
Dilimden hiç düşürmediğim şiirler,
Durmadan sayıkladığım adın vardı.. (daha&helliip;)
Bin kere tövbe edip, bozsan da tövbeni,
Yapma..
Bağıra bağıra haykırmak istediklerini,
Söyleme…
Bırak bu sefer, “Ruhunda saklı kalsın..”
Herşey…
Ne O, kendini bulutların arasında zannetsin,
Ne sen, yorul..
Bir şeyin değerini kaybedince anlamak yerine,
Vazgeç ondan. (daha&helliip;)

Başlayan ve sonu mutlu bitmeyen hikayelerin başrol oyuncusu olmaktan bıktım usandım…
Filizlenip, yeşeren. İliklerime kadar kök salan. Saman alevi gibi beni her gün içten içe yakan sevdaları yaşamaktan bıktım usandım…
Egosunu tatmin etmek için yaralarımı kırbaçlaya kırbaçlaya kanatan insanlardan bıktım usandım…
Derin derin iç geçirip, geçmişi yad etmekten bıktım usandım… (daha&helliip;)
Ve gün gelecek kendine “Malum” soruyu soracaksın.
Boğazında düğümlenecek, cümleciklerin silueti…
Hıçkıra hıçkıra ağlamak isteyeceksin. Öznesiz. Zamansız…
Sonunda ağlayacaksın.
Benden sana miras kalan, bir kaç damla gözyaşı dökeceksin.
Bensiz, tek başına hiçbir anlamı olmayacak sana…
“Keşke” diyen cümlenin ortasında yapayalnız kalacaksın.
Yazmazsam Unuturum / Bilinçaltı sayıklamalarım…
Güzel bir yüze sahip kadını seyretmek, şu dünya üzerindeki bütün güzel manzaraları seyretmekten güzel olsa gerek.
Ama.. bilemiyorum. Bazen de kendimle çelişiyorum.
Yüzünü izlerken adeta izleyeni kendinden geçirten, kanını donduran, sonrasında imkansız yada ulaşılamayacak kadar zor bir hedef olmasından mıdır? yoksa “Baktıkça o güzellik kaybolur” düşüncesinden dolayı mıdır? Korkuyorum.
Bir yüz dahi olsada , sonuçta; O güzelliğe sahip olma isteği doğacağından, kendimi frenliyor, ve başka bir yöne bakıyorum.
Yıllar sonra öğrendim ki; kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Öğrendim ki; Güveni geliştirmek yıllar alıyor, yıkmak bir dakika.
Öğrendim ki; Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki; Kendini en iyilerle kıyaslamak değil, kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.
Öğrendim ki; İnsanların başına ne geldiği değil, o durumda ne yaptıkları önemli.
Öğrendim ki; Olmak istediğin insan olabilmen, çok vakit alıyor.
Öğrendim ki; Karşılık vermek, düşünmekten daha kolay.
Öğrendim ki; Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek. Hangisi son görüşme olacak bilmiyorsun.
Öğrendim ki; Sen tepkilerini kontrol edemezsen, tepkilerin hayatını kontrol eder. kahraman dediğimiz insanlar, bir şey yapılması gerektiğinde; Yapılması gerekeni, şartlar ne olursa olsun yapanlar.
Öğrendim ki; En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.
öğrendim ki; İki insan ayni şeye bakıp, tamamen farklı şeyler görebilir.
Öğrendim ki; Bazı insanlar sizi çok seviyor, ama bunu nasıl göstereceğini bilmiyor.
Öğrendim ki; Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar, daha uzun yol yürüyor.
“ Ölecek olduğunuzu bilseniz bunu kız arkadaşınıza söylermisiniz ve ondan ayrılırmısınız “
Eski Türk filmlerinden bir sahne gibi geldi gözünüzün önüne değil mi ? Ortada iki karakter var ve birisi kısa süre içinde ölecek . Kız arkadaşına durumu açıklamadan onunla ayrılmaları gerektiğini sölüyor ve ayrılıyorlar , Diğer taraftada hiçbir şeyden haberi olmayan gerçekten seven bir kız var. Neden sonra saklanan bu sır açığa çıkıyor ve Erkek arkadaşının öleceğini öğreniyor . (daha&helliip;)
Evet yalnızım … Sadece bunu söyleyip susmak isterdim.. Ebediyen susmak.. Çünkü canım acıyor.. Konuştukça, arzuladıkça, özledikçe, en kötüsü yaşadıkça canım acıyor.. İyiliklerim bile güçsüzlüğümden.. Güçsüzlüğümdendi, beni daha çok kırmasınlar diye kendimi adamalarım olmadık insanlara!..
Evet yalnızım … Çünkü ne zaman aşkla büyülensem, o çok eski korkum bana yaralı kendimi hatırlattı.. Ne zaman aşkla büyülensem, aynı anda ayrılığın o korkunç hüznü kalbimi yaraladı. Suç senin değil, özlemek değil, en büyük acı, bu giderek büyüyen boşlukmuş.. En büyük dert “Kimi özlediğini, kimi sevdiğini bilememekmiş”
Sevgili, öyle yanlış bir yerdi ki bu dünya, ben seni en çok karanlıkta kaldığım zamanlarda özlüyordum. Geceleri, kokuna hasret yatağımda ter içinde uyanmak, kendimin bile affetmediği bir bencillikle, “Kalbindeki tek aşkın benim ki olması için gözyaşları içinde tanrıya yalvarmak oldu!”